Blog

Pozitif Düşün / Blog  / Kıbrıs’ın kuzeyinde HIV tanısından sonra ilk 3 ay

Kıbrıs’ın kuzeyinde HIV tanısından sonra ilk 3 ay

Bu konu hakkında yazıp yazmamak arasında çok gidip geldim. Kaygı problemleri peşimi bırakmadı, yazarsam insanlar ne düşünür acaba? Kim olduğum anlaşılır mı? Çok kötü yorumlar gelir mi acaba? Ama doğru bir şekilde kendimi anlatabilmem gerek… Bir şekilde içimde biriktirdiğim bunca şeyi dışa vurmam gerek. O yüzden yazıp kurtulmaya karar verdim. Bu benim hayatım ve ben Kıbrıs’ın kuzeyinde HIV ile yaşayan bir bireyim.

Her insanın deneyimi farklı, bu tanıyı aldığında verdiği tepki, kabulleniş süreci. Ben sadece kendi yaşadıklarımı aktarmak istedim, belki anlaşılırım, belki okuyan ve Kıbrıs’ın kuzeyinde HIV’le yaşayan insanlar benim hissettiğim kadar kendini yalnız hissetmez. Çünkü ne yalnız ne de yanlış değiliz. Fakat HIV ile yaşamak etrafında o kadar büyük bir önyargı var ki, bu konu hakkında konuşamıyoruz, birbirimize açılıp deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Belki bu yazıyı okurken aslında kendi hayatındaki yaşanmışlıklara benzer şeyler bulacaksın, belki de farklı bir insanın yaşamının nasıl evirildiğini göreceksin. Ama en önemlisi de eğer HİV ile yaşamayan bir birey isen aslında hayatımın ne kadar da senden bağımsız ya da farklı olmadığını ve sadece önyargılar yüzünden benim varlığımı görmediğini anlayacaksın.

Bundan yaklaşık birkaç ay önce HİV tanısı aldım, daha yeniyim yani anlayacağın. Fakat bu birkaç ay bana bir ömür gibi geliyor. HİV konusunda bilinçli bir insandım, nasıl korunmam gerektiğini bilen ve dikkat eden, HİV tedavisinin ne kadar kolay olduğunu bilen ve bu yüzden ön yargısı olmadığını düşünen sıradan bir insan. Rutin bir şekilde test yaptırmak için hastaneye gittim, evet Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu hastanesinde anonim bir şekilde test olabiliyorsunuz. Kanım alındı ve tahlile gönderildi ve her zaman ki kaygılı bekleyiş başladı. Ya HİV tanısı alırsam diye düşünmeye başladım ve her sefer olduğu gibi bu sefer de onu bir kenara bırakıp işime odaklandım. Çok yoğun ama güzel bir gün geçiriyordum aslında, iş arkadaşlarım ile şakalaşmalar falan ta ki öğleden sonra telefonum çalana kadar. Hastanede çalışan bir enfeksiyon uzmanı beni arayıp ertesi gün benim ile görüşmek istediğini söyledi. O an anladım, bunun sebebi büyük ihtimal HİV tanısı alacağım içindi. Çünkü bu tanıyı yüz yüze vermek gerekiyor. Birçok insan toplumsal önyargılar ve yanlış bilinen ‘gerçekler’ yüzünden büyük bir inkar yaşayabiliyor. Telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım. Ne yapmam gerektiğine ne hissetmem gerektiğine dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Titremeye başladım, gözlerim doldu. HİV tanısı almanın bedensel sağlığımı etkilemeyeceğinin farkındaydım, HİV ile yaşamanın aslında ne kadar sıradan olabileceğinin de. Fakat bu tanıyı alacağım gerçeği ile yüzleşmek o an bana çok gelmeye başladı. Çok şanslıyım ki etrafımda bu konuda bilinçli ve önyargıya sahip olmayan insanlar var, iş arkadaşlarım var. Hemen güvendiğim ve kendimi yakın hissettiğim bir arkadaşıma durumu anlattım. Ne hissettiğimi bilmeden. Bir bilinmezlik içine girdim, ben gerçekten HİV pozitifi miyim yoksa başka bir durumdan kaynaklı benimle görüşmek mi istiyor? Emin olamıyordum. Üzerinden birkaç saat geçince, arkadaşımdan da destek alarak enfeksiyon uzmanını geri aradım ve eğer HİV pozitif isem bunu bana söylemesini istedim, kendime zarar vermeyeceğimi ve bu durumu normal karşılayacağımı ilettim. Bunun üzerine, ‘Evet, test sonucu pozitif geldi’ dedi. Belki şaşıracaksınız ve nasıl yani diyeceksiniz ama içim rahatladı. O bilinmezliğin verdiği arada kalma hissi çok ağırdı benim için. Evet, ben HIV ile yaşayan biriyim artık. Bunu kabullenmem gerek. İnkâr etmenin bana bir faydası olmayacaktı, biliyordum, günde sadece bir hap alarak virüsü kontrol altında tutabilirim. İlaçlarımı düzenli kullandığım süre boyunca virüs vücudumda belirlenemez seviyeye gelecek bu da başka insanlara bu olmayacağı anlamına geliyor.

Fakat bunları bilmenin çok da bir faydasını görmedim. Çünkü yıllardır HİV sadece kronik, öldürücü olmayan, bir hastalık olmasına rağmen toplumsal önyargılar çok yıpratıcı. İnsanların HİV ile yaşamaya bakış açısı ve bunun benim hayatım üzerinde yaratacağı etkiler beni oldukça korkutmaya başladı. Kime açılabilirim? Açılmam gerekiyor mu? En ufak bir fikrim bile yoktu. Ağlamak istedim, saatlerce ağlamak. Ama yapamadım. Gözümden bir damla gözyaşı bile akmadı. Zaten ağlanılması gereken bir durum da değil. Siz hiç diyabet hastası oldu ve günde bir hap kullanıyor diye ağlayan birini gördünüz mü? Kendimi sorgulamaya başladım. Ben neden böyle hissediyorum, yıllarca bu konu hakkında bilinçli olduğumu söyledim ki toplumun büyük bir kısmına kıyasla gerçekten de daha bilinçliydim. Peki neden o zaman ağlamak istiyordum? Daha sonra fark ettim ki bende ağlama isteği uyandıran şey artık HİV ile yaşadığım gerçeği değil, toplumun benim adıma kurguladığı önyargılar ve bilgisizlik kokan bir yaşamdı. Demek ki ne kadar bilinçli olursan ol, toplumsal önyargılardan kaçamıyordum. Bu süreç içerisinde tüm hayatımı sorgulamaya başladım, yaşantım, insanlar ile etkileşimim, geleceğim. Biriyle flört ederken ilk aklıma gelen şey HİV ile yaşadığım oldu, bunu o kişiye söyleyebilir miyim? Anlayışla karşılar mı acaba? Karşılamazsa da sorun değil, kimseden anlayışlı olmasını bekleyemezsin ama ya gidip diğer insanlara söylerse? Sormadan anlayışlı olup olmadığını bilemem ama sorarsam da ifşa edilme korkusu var. Hasta olursam hastaneye gittiğimde bunu doktorlara söylemem gerekir mi? Küçük bir adada yaşıyoruz ya onlar birine söylerse? Peki dövme yaptırmak istesem? Aklımda bunlar gibi yüzlerce soru belirmeye başladı bir anda. Ama zamanla araştırarak, kendi doktoruma sorarak öğrendim bunların cevabını. İlaçlarımı düzenli kullandığım süre boyunca bunların hiçbiri aslında kafamı yormamı gerektiren sorular değil çünkü virüs belirsiz seviyeye geldiğinde bulaşıcı değil. Tıp ne kadar da ilerledi aslında. Hayatımda hiçbir değişiklik yok, dövmemi de yaptırırım, oh rahat. Tek yapmam gereken şey düzenli bir şekilde tedavime devam etmek.

Olay aslında bu kadar basitken Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşıyorsanız HİV kamu sağlığını tehdit eden bir unsur olarak görülmekte, bu da belirli iş alanlarında çalışamayacağımız demek oluyor. Bir de “vatandaş” değilseniz sınır dışı ediliyorsunuz. Bu ne kadar iğrenç bir uygulama aslında, diyabet ile yaşayan bir insandan benim farkım ne? Hemen söyleyeyim, cinsel yoldan bulaşabilir olduğu için HİV etrafındaki önyargılar, korkutma politikaları ve ahlakçı yaklaşım aradaki fark. Genel olarak bazı sektörlerde, güzellik ve bakım sektöründe ve gıda gibi sektörlerde çalışmam yasak, sanki tedavi olduğum süre boyunca bulaşıcı olmaya devam edeceğim.  Kesinlikle olmayacağım. Evet haklısınız ben kamu sağlığına aykırıyım, çünkü sizin ‘ahlak’ dediğiniz ve o rahat koltuklarınızda otururken koyduğunuz yasal metinler benim varoluşumu karanlık bir kutuya kapatıp, sağlık hizmetlerine erişimimi ve sosyal güvencemi engelliyor. Benim en temel insan haklarım elimden alınıyor ve bunu yapmalarının tek gerekçesi ‘ahlak’ dediğimiz 5 harften oluşan soyut bir kavram. Ne ahlakı? Kimin ahlakı? Benim bedenim üzerinden kurduğunuz tahakküm ne zaman sona erecek peki? Siz ne derseniz deyin ben buradayım. Hiçbir yere gitmiyorum ve gitmeyeceğim. HİV ile yaşıyorum bu toplumun parçasıyım ve haklarımın gasp edilmesine karşı direneceğim. Ben hasta değilim ve sizin düşündüğünüz gibi bir hayatım yok. Sadece sıradan bir hayatı olan, HİV ile yaşayan biriyim. Hepsi bu!

Bu web sitesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir. İçerik tamamıyla Pozitif Düşün İnisiyatifi sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.